Hoşgeldin, ziyaretçi! [ Kayıt Ol! | Giriş Yaprss

 

Bir tutam yaşam: Mektup

  • Eklenme: 28 Aralık 2017 06:20
  • Kalan Zaman: Bu ilanın süresi doldu.
imageimageimageimageimageimage

İlan Açıklaması

13.05.14

İsme kendini suskunluğa fazla kaptırmıştı. Kapana kısıldığını sezdiği duygulardan kaçmanın yolunu bulmuştu işte; meraktan can verse dahi Ali’ye bir şey sormamaya karar verdi. Oysa dili iki kelam etmek için yanıp kavruluyordu.

Neden sonra kendi iç dünyasıyla yaptığı sohbet Ali’nin sesini yükseltmesiyle son buldu. İsme, sanki uykudan uyanmış gibiydi. Ali belki de kaçıncı defa “Bir şey demeyecek misin?” diye soruyordu.

Ne diyebilirim ki Ali

İsme bir müddet daha ifadesiz bir biçimde Ali’nin suratına öylece baktı. “Ne diyebilirim ki Ali?” dedi sonunda. Bu gerçeğinde bir ünlem değil reel bir sualdi. “Ne diyebilirim ki? Ben daha senin ne iş yaptığını dahi öğrenmiyorum” dedi; direnememişti işte. Dilinin ağzının içinde rahatça dönüşünü, bir derin soluk alışını yarı gülüşle hissetti.

Ali de bir an şaşırmıştı. Bu mevzudan İsme’ya hiç bahsetmediğini daha yeni fark ediyordu. Gerçekten bu kadar mı başını döndürmüştü her şey.

“Bağışlama edersin İsme. Haklısın sana bir şey anlatmadım. Ama öyle kaptırmışım ki kendimi, seninle tanışır tanışmaz gitmek zorunda olmak kısmına fazla odaklanmışım” Azıcık suskun durdu. isme de bir şey demeyince devam etti, “Ben fotoğraf yapıyorum. Binalar için tasarımlar yaparım. Yaz süresince de Bodrum’da yeni açılacak bir cafenin duvarlarını renklendireceğim. Evvelden yapılmış bir uyuşma olduğu için de gitmem gerekiyor. Senin gibi duygularını döken fotoğraflar değil belki benimkiler, ama iş işte”

Tıpkı Frida gibi

İsme, Ali’nin fotoğraf yaptığını bildiğinde suratı aydınlandı. Demek ellerini bu surattan değişik insanlardan içten bulmuştu. Fırça yakalıyordu o eller ve boyanın soğukluğunda ısınıyordu. Bu surattan İsme, Ali’ye aşık olmuştu. Tıpkı Frida’nın Diego’ya oluşu gibi. Kimin kimden daha iyi olduğunun bir ehemmiyeti yoktu. Ehemmiyetli olan turuncunun sıcaklığı, mavinin derinliği ve de kırmızının isteğiydi…

Ali gerçeğinde bir ömür bekleyeceği o adamdı…

Dedi ve gitti

“Geç oldu, ben artık gitsem iyi olacak. Nereye gitmen gerekiyorsa git; nerede olman gerekiyorsa orada ol. Yaşam mukadderatında varsa sana her şeyi geri veriyor zati. Güzelce kal Ali” dedi ve gitti İsme.

Ali bu sefer onunla gitmekte ısrar etmemişti, edememişti. Arttan kaybolana kadar baktı ve o da evine gitti. Ali’nin kalbinden geçenler usuna erişene kadar kâinattaki her boşlukta geziyordu. Ali’nin kalbi, burada kalacaktı.

Yolculuk günü sabahı

Ali aynı haftanın Pazar gününde gitmek için hazırdı. İsme evindeydi bu Pazar. Şövalesinin başındaydı, renklerle oynuyordu. Ne yapması gerektiğini öğrenmiyordu. Ali’yi birkaç gündür görmemiş, ama her an düşünmüştü. Şimdi renkleri de birbirine karışıyordu işte, kalbi gibi.

Dalmış gitmişti ki, kapı çaldı. İsme çekilmiş vücudu ile kapıya doğru ilerledi. Kapıya erişmesi o kadar uzun sürmüştü ki, sanki konutu 2 oda bir salon değil de şatoydu. Kapıyı açtığında coşkusunu saklamak için çok gayret sarf etti. Zira günlerdir arasın, gelsin istediği Ali, karşısında duruyordu.

“Akşama gidiyorum İsme, seni görmeye geldim. İçeri girebilir miyim?”

İsme suskunca yürüdü odasına gitti. Tıpkı ilk defa bu konuta geldiğindeki gibi. İkisinin belleğine de o anlar yerleşmişti çoktan. Bir müddet suskunca o anı tekerrür yaşadılar. Sonra birbirlerine bakıp tebessümdüler…

Yaşam senin ellerinde hoş İsme

İkisi de suskun bir uyuşma yapmış gibiydi. Son günlerini değerlendirmeliydiler. Zira bir insan sakat olacağını öğrense, son gün uyuyup kalıp sakat olacağı anı beklemezdi. Koşardı, daha çok koşardı. İsme buna eş bir düşünceyi daha evvel bir yerlerde dinlemişti.

Koştular onlar da. Ellerinde fırçalar, paletler, tuvalin üzerinde yollar süresince koştular. Günün fotoğrafını yaptılar, boyalar bir ötekisiyle buluştu. Gün, akşama kavuştu…

Mektup

Ali, artık yola çıkmak için gitmeliydi. Sanırım bir veda konuşması yapmaları gerekiyordu, ama İsme böyle şeyler de pek iyi değildi. Olur da kazançsa diye gitmeden, evvelden bir mektup yazmıştı Ali’ye, onu verdi yalnızca.

Kapıda sarıldılar ve Ali gitti. Havalimanına gidiyordu. Mektubu yolda okumaya başladı:

“Merhaba Ali,

Tanışalı şunun şurasında birkaç gün olduğunun farkındayım. Ama olur ya, insanlar sanki çok uzun zamandır tanıştıklarını sezer. İşte öyle bir şey şu an sana karşı sezdiğim.

Bana “Gitme!” desen diyorsun. Diyemem ki, buna hakkım yok. Zira bu senin gidip yaşaman, görmen gereken bir şey. O surattan gitmeli ve yapmalısın. Geri döndüğünde şayet benzerse her şey bakarız bir takatine.

Biliyorum ki, insanları acıları bu kadar yakınlaştırıyor. Sen o gece benim kanayan tüm yaralarımı sardın sanki. Ve yeniden biliyorum ki, ben de senin kanayan bir hayli yerine dokundum.

Ayrılıklar nedir çok iyi öğrenirim; bu surattandır fiziksel anlamda hiç tepki gösteremeyişim, “bir damla güzelce kal” dan yoksun vazgeçişim seni.

Oralarda kendine iyi bak ve söylediğin o aşk asılsa gittiğin duygularla geri dön. Belki ben de bu sefer kaçmamak için daha çok neden bulurum.

Güzelce kal…

İsme”

Art yarın

Damla Karakuş

Bir tutam yaşam: Benden kaçma İsme – On birinci kısım için tıklayınız

, , , , , , , , , , ,

362 kez görüntülendi, 3 kişisi bugün görüntüledi.

  

Yorum Yaz