Hoşgeldin, ziyaretçi! [ Kayıt Ol! | Giriş Yaprss

 

Bir tutam yaşam: Şiir dolu gece

  • Eklenme: 28 Aralık 2017 06:20
  • Kalan Zaman: Bu ilanın süresi doldu.
imageimageimageimage

İlan Açıklaması

12.05.14

Bir vakit öylece el ele göz göze kaldılar. Belki dışarıda günler geçiyor, mevsimler değişiyordu. Öylesine soluksuz, öylesine sıcacık bir yemini. Çok uzun zamandır birbirlerini tanıdıkları hissiyatı vicdanlarına yerleşene kadar öylece beklediler. Sanki bir efor vardı ve ikisi arasında akım geçişi yapıyordu. İsme ilk defa birinin gözlerine böyle derin, böyle asıl bakabiliyordu, donakaldı.

Rastlalara inanır mısın

Bu iki şahsın gözleri sarih gördüğü düşten ilk uyanan bu sefer Ali oldu. İsme’nın afallamış ve huzurlu bakışlarına daha fazla direnemedi ve bir şeyler söyleme gereksinimi hissetti. “Filmin ismi” dedi, “Rastla” tü. “Sen rastlalara inanır mısın İsme?”

İsme bir an dalgalanan denizin hışırtısını dinlemiş, en hoş yakamoza denk geldiği bir gecedeymiş gibi huzurlu suratına inat, “Sanmıyorum” dedi. “Ya da pek emin değilim”.

Ali, İsme’nın elindeki fincana uzandı, aldı. Yatağın hemen yanındaki minik sehpanın üzerine kitaplardan kalan boş bulduğu yere kendisininkiyle birlikte vazgeçti. Sonra tekerrür elini uzattı İsme’ya. Yeniden bir an sıkıntılılığını sezdirse de, o da elini uzattı. Ali onu kendine doğru çekti ve usulca sarıldı. Göğün yedi kat üstünden düşen örsler aşkına, İsme derin bir solukla içini doldurdu ve başını Ali’nin omzunu dayadı.

Minik hareketler

İsme, ömründe ilk defa başını bir omza dayadığındaki huzuru yaşıyor gibi soluk alıyordu. Ali içinden geçen bu benzetmeye minnet dinliyor ve yanılmadığını görmenin keyfiyle nefesini yakalıyordu.

Hareketlerini minicik yakalıyor, değil konuşmak, gerçekten soluk dahi almıyordu. Öylesine bir suskunluk içinde, bir gün o duvarda, panoda ve hatta İsme’nın gönlündeki tüm kağıtlarda sürekli yer alma isteğine karşı mucizevi bir coşku dinliyordu.

Yeniden de daha fazla suskun kalamadı. İsme’nın başı omzunda, “Bir gün belki benim için de bir şeyler yazarsın” dedi. İsme hiç sesini çıkarmadı.

Şiir dolu gece

Yorganın üzerinde yan yana uzandılar. Ama İsme yeniden başını getirip Ali’nin göğsüne dayamakta gecikmedi. Sonra gecenin içinde kaybolacak bir şiirin ilk tümcesini fısıldadı kâinata:

“Böyle mi susarmış gecenin sesi”…

Evvel beraber tümcenin harflere parçalayışını izlediler. Sonra da Ali devam etti:

“Gece böyle hoş mu sunarmış seni bana”…

Bir İsme, bir Ali derken, gecenin şiirini yazdılar:

“Böyle mi susarmış gecenin sesi,

Gece böyle hoş mu sunarmış seni bana?

Rastla diye bir şey varmış demek diyor içim,

Rastla diye bir şey var!

Var mı?

Senin sesin ya semandan inen bir çelikse yalnızca şimdi,

Ya benim aşkım asılsa ama.

İşte o zaman fersah fersah kaçmak gerek…

İşte o zaman fersah fersah hoşlanmak gerek… ”

Derin prenses uykusu

Gecenin ortasıydı artık. Cihanda kaybolan kelimeler, dün gecenin ve bugünün bitkinliği ikisinin göz kapaklarına çöreklenmişti.

Artık gözleri kapalı mırıldanıyorlardı bir şeyleri, ama ikisi de ne söylediğini öğreniyor ne duyduğunu kavrıyordu. Bir vakit sonra uykunun kollarına teslim oldular.

İsme o gece uzun zamandır yatmadığı kadar derin ve deliksiz yattı. Ali sabah uyandıklarında bu uykunun ismini, “Prenses uykusu” koyacaktı…

Art yarın

Damla Karakuş

Bir tutam yaşam: Vicdanı elindeymiş gibi – Dokuzuncu kısım için tıklayınız

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

336 kez görüntülendi, 3 kişisi bugün görüntüledi.

  

Yorum Yaz