Hoşgeldin, ziyaretçi! [ Kayıt Ol! | Giriş Yaprss

 

Bir tutam yaşam: Vicdanı elindeymiş gibi

  • Eklenme: 28 Aralık 2017 06:21
  • Kalan Zaman: Bu ilanın süresi doldu.
imageimageimageimage

İlan Açıklaması

12.05.14

Ali odanın kapısında öylece bakakalmıştı. Bu odanın değişik bir aurası vardı, tıpkı İsme’nın olduğu gibi. Muhtemelen bu hoş kızı azıcık tanıyan herkes bu odaya girdiğinde buranın İsme’yı yansıttığını söyleyebilirdi; ama Ali için her şey aşırısıyla yeniydi.

Eşikten içeri bir adım atabildiğinde odanın ortasına doğru ilerleyebildi. İsme bir kahve mi yapsam diye düşünüp odadan çıktı. Eşofman ekiplerini de almayı önemsememe etmedi. Bir yandan çok bitkindi. Nerdeyse 36 saat olmuştu yatmayalı.

Bir genç kızın odasında afallamış adam

Ali bir adım bile atmıyor, odanın ortasında öylece duruyordu. Gözüne ilk çarpan kapının yanında duran masanın hemen üstündeki duvarda asılı pano oldu. Panoda talebelerinin İsme Hocalarına özel yaptığı muhakkak olan çocuk ellerin fotoğrafları, birkaç resim ve ufak ufak anekdot kağıtları vardı. Onlarda ne yazdığı merakına yenik düşmüş, azıcık daha yanaşmıştı. Kitaplarla dolu masanın üzerinden panoya uzanıp bir tanesini aldı: “Canım İsme, bu evine ilk gelişim. Dostum olduğun için dünyanın en kısmetli insanıyım. Senden hoşlanıyorum” yazıyordu.

Ali birkaç anekdot kağıdına daha şöyle bir göz ucuyla baktığını kavradı ki, evine gelen herkese anekdotlar yazdırıp onlara gizliyor, hatta panosunda sergiliyordu. İsme’nın sırrına inceden inceye bir kere daha kapılıyordu Ali.

Duvardaki kağıtlar

Anekdot kağıtlarından sıyrılması zaman aldı Ali’nin. Minicik odayı kendi içinden tavaf etmeye devam etti. Gözü bu sefer üzerine fener yakalanmış gibi en başta onu afallatan kağıtlara tekerrür takıldı.

Yatağının hemen yanındaki duvar kağıtlarla doluydu ve üstelik kimileri de boştu. Bu sefer utangaçlığını tamamen atıp yatağın üzerine heyetti ve baştan sona okumaya başladı. Bunlar muhakkak ki bir adama yazılmıştı. İsme aşıktı. Ali, ne sezdiğini öğrenmediği bir kuyunun içine düşmüş gibiydi.

Gözü bir yerde takılı kaldı: “Nicedir beni de yaşama bağlayan yeni bir duygu var tanıştığım. Ben ismine aşk der oldum içimin bırakmayan sesiyle. Ansızın kapımı çalan bu duygu elbette içeri girmek için izin isteme ahlakını göstermedi. Şimdi parçalamış saçlar, ayyaşlıktan beter bir bünye haliyle geziyorum sokakları. Seviyorum seni; taa işte o zamanlardan beri sanki. Tarihin unutulduğu, tek bir ana takılı kalan zamanlar olur ya hani, onlar gibi. Hatta ve hatta doğduğumda adım okunurken kulağıma, bin bir dua ile fısıldamışlar seni”

İçi acıdı Ali’nin… Hiç mi kaderi olmayacaktı başka bir deyişle? Bir yanı bunu düşündüğü için kendine kızarken, bir yanı sanki evveliyatı varmış gibi İsme’nın olmadığı bir yaşamı düşünemiyordu.

Bu kadar çok mu beğendin İsme

Ali odada kendini kaybededursun, İsme çoktan eşofmanlarını giymiş iki fincanla girdi içeri. Ali’nin yatakta oturuyor olmasına aldırmadı. Neticede odasında oturmak için başka bir eşya yoktu. Yatağın öbür ucuna ilişmeden elindeki fincanlardan birini Ali’ye uzattı.

Ali bir garip miydi ne? Sergilenen esrarengiz bir hayvanmış gibi pür dikkat İsme’yı izliyordu gözleriyle. Onu karşısına oturana kadar inceden süzmeye devam etti ve daha fazla katlanamadı; sordu: “Bu kadar mı çok beğendin İsme?”

Gözlerinden bulutlar geçer ya hani

İsme bu sualin karşısında öylece kalmıştı. Kimseyle konuşmak istemediğinden içinden geçen her şeyi yalnızca yazıyordu. Kağıtlar doldukça da boşlarıyla değiştiriyordu. Ama bu sefer kaostan değiştirmeye zamanı olmamıştı.

Gözlerinden geçen bulutlara kadar görüyordu artık Ali. “Demek bundan kaçtın benden” diyebildi Ali.

İsme o sırada eğdiği başını kaldırdı: “Düşündüğün gibi değil” dedi bir hışımla. Sonra anlatmaya koyuldu. Hiç çekinmeden, incinmeden, suçlanma hissiyatına kapılmadan. Sanki anlattıkça eksiliyor, giderek yok oluyordu Sinan içinde.

Ali’nin gözlerinde, omuzlarında İsme’ya doğru uzanan tasvirsiz bir güven vardı. İçini boşaltmanın getirdiği rahatlıkla Ali’ye tebessümmeye dahi başlamıştı. Uzanıp elini yakaladı; sıcacıktı, vicdanı elindeymiş gibi…

Ali, İsme’nın eli ona uzanasıya kadar içinde düşen yıldırımları ona sezdirmemeye çabalıyordu. Belki de kıskançlık için yakıp geçmişti. Ama o elin sıcaklığı ikisinin de yumuşamasına yetmiş, atmosferdeki her şey ehemmiyetini yitirmişti.

Şu an dünyada yalnızca İsme ve Ali vardı…

Her şeye kıymetti…

Art yarın

Damla Karakuş

Bir tutam yaşam: Kapı önü sohbeti – Sekizinci kısım için tıklayınız

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

241 kez görüntülendi, 1 kişisi bugün görüntüledi.

  

Yorum Yaz