Hoşgeldin, ziyaretçi! [ Kayıt Ol! | Giriş Yaprss

 

Gitme beğeniyorum seni

  • Eklenme: 26 Aralık 2017 20:05
  • Kalan Zaman: Bu ilanın süresi doldu.
imageimageimageimageimageimage

İlan Açıklaması

Koşuşturmayla dolu yaşam telaşı, akmayan trafik, kütüphane suskunluğundaki boş vermişlikler, geç kalınan aşklar, erken verilen kararlar, kapıda bekleyen ertelenmiş ayrılıklar… Kumpaslı bir gizeme belirtmeksizin yaşamımızda süregelen bu davranışlar bizi reelinde yaşama bağlayan hakikatler: Umutlar, yeisler, keyif gözyaşları…

Nicedir beni de yaşama bağlayan yeni bir duygu var tanıştığım. Ben ismine aşk der oldum içimin bırakmayan sesiyle. Ansızın kapımı çalan bu duygu elbette içeri girmek için izin isteme terbiyesini göstermedi. Şimdi ufalamış saçlar, ayyaşlıktan beter bir bünye haliyle geziyorum sokakları.

Beğeniyorum seni; taa işte o zamanlardan beri sanki. Tarihin unutulduğu, tek bir ana takılı kalan zamanlar olur ya hani, onlar gibi. Hatta ve hatta doğduğumda adım okunurken kulağıma, bin bir dua ile fısıldamışlar seni.

Filmler ve aşkımın girdabı

Beni saran bir öbür duygunun ismi de, fobi. Fobi aşkın mayasında var elbet. Selvi Boylum Al Yazmalım’da da sarmaz mı Asya’yı aynı fobi?

Filmlerden kopup gelen sahneler döner oldu belleğimde. İçimde geliştiğin her aşk günü, ben azıcık daha korkuyorum sanırım. Ama yeniden de yaşıyorum seni. Oysa, fobim bir çocuğun sobada ilk kere elinin yanması gibi. Acımın ne denli büyük olacağından habersiz ve bir o kadar da tutkulu.

Bir öğrensen, gördüğüm kabuslar dahi renkli şu gizemeler. Dünyanın karanlığı, bir kabusun izlerini taşıyan silüeti dahi sevimli kazanç oldu bana. Aşk, Asya’nın aşka düştüğü sahneyi tekerrür tekerrür izleyip yeniden iç geçirmek gibi akıyor benim uykusuz gözlerimden. Anlıyorum ki, insan hiç fark edemeden düşüyor gökkuşağı vadisine.

Bir düş gördüm içinde sen olan

Her an düşümdesin sen. Bir şömine başında görüyorum bizi gözlerimi kapadığımda. Öyle bardaklar, mumlar sarmıyor çevremizi. Bir elin saçlarımı tel tel ayırıp itinayla hoşlanırken, öbür elinle yakaladığın kitabı okuyorsun bana. Sesinin tokluğunda doyuyorum bu gecelik sana.

Sonra gözlerimi aralıyorum bir ara, suskunluk içinde odamdayım. Zeki Müren’i alıyorum fona. O ‘Ömrümce hep adım adım, her yerde seni aradım’ dedikçe, ben dönüp içimin suskun odalarına tek tek bakıyorum usulca, seni arıyorum. Bir bakıyorum her odada başka bir sen buluyorum. Seni her odamda tanımak istiyorum.

İçimin suskun odaları

Azıcık evvel şömine başında bana kitap okuyan sesin saçlarımı dolaşıyor şimdi. Mis kokulu saçarlımı taramaya doyamıyorsun. Sanki her değişinle uzuyorlar bir anda. Sımsıkı sarıyorsun beni. Kucağın, inan anne şefkati gibi.

İçim çekile çekile boş caddelerimden geçip atıyorum kendimi bir başka odaya üryan vücudumla. Soluğumun kesildiğini sezdiğim anda soluğunu dinliyorum soluğumda. Tüm üryanlığımızla aşkın kapısında sarılmışız seninle. Derisini sezmenin huzurunu yaşayarak uyuyorum tam gece. Ebedî mutluluk eşlik ediyor bize.

Sancılı uyanış

İçimin en gizli odasında mahrem gülüşlerimi sunduğum senle uyanıyorum sabaha. Sanki kollarındayım hala, anla işte öyle huzurla. Gözlerim hala kapalı, ya gerçekten yanımda değilsen diye korkuyorum açmaya. Bitmesin istiyorum bu uyku. Tam gün orada öylece uyuyamayacağımın ayırtına varınca aralıyorum gözlerimi, yoksun.

Soluğun yok, tam gece beni saran kolların, gülüşün yok. Ruhum vücudumdan çekiliyor sanki. İç geçiriyorum bir an. Düşünüyorum da, kiremit taşlarıyla oyunlar kurardım ben kendime boş caddelerde bir çocuk zamanı; ne ara böyle çok beğendim seni?

İçim acıyor. Yorganımı sürükleyip altına saklanıyorum. Belki senden, belki kendimden. Kurtulabilirmişim gibi. Farkındayım, reel aşk sınıyor beni, acı eşiğimi ölçer gibi. Bir arada olduğumuz somut zamanları düşünüyorum sonra. Öğreniyor musun, hep sımsıkı sarılmak istiyorum o anlarda sana, zira hep azıcık sonra kalkıp gidecek gibi bakıyorsun gözlerime. Bir daha seni ne zaman göreceğimi öğrenememenin görüşüyle öylece kalacağımı seziyorum yalnızca.

Mış, miş, muş

Şu aralar en arkadaş bildiğim sesler senden bırakmam gerektiğini söyler oldular. Kaptırmamalıymışım sana kendimi fazla. Sanki hiç olmamışsın gibi davranmalıymışım ki çıkıp kazançsan çok mutlu olacakmışım. Bunları yapmazsam fena olacakmış bak sonum. Mış, miş, muş…

Öğreniyor musun, reelinde varsın fena olsun her şey. İnanıyorum ki, şu anda hiçbir şey senin bana tattırdığın duygunun üstünde değil. Sen farkında dahi değilsin belki, ama benim kendime yolculuğum oldun. Benden bana doğru uzanan yollarımı buldum seninle. İçimin karışık yollarını gezebiliyorum artık yiğit bir biçimde ve öğreniyorum ki bu dünyaya bedel. Sen nerede olursan benim kuzeyim orası artık.

Komşunun pembesine gerek yok

Sen benim uzun zamanların üstüne aldığım en derin soluksun, öğrenmesen de. Bugün tam hücrelerimden hoşlanabiliyorsam ben yaşamı seninle, reelinde senin en değerli tablonum sanırım. Beni renklendirmeni bekliyorum sabırla. Öğreniyorum ki, senin siyahın dahi komşunun pembesinden daha iyi duracaktır üzerimde. Sen benim en karanlık renklerimin ışığısın zira.

Beğeniyorum seni. Çok beğeniyor ve özlüyorum da. Seni özlemek, henüz keşfettiğim romanın en can akdikeni tümcesinde içimin ezilmesi gibi. Yırtıcı kuşlar istila ediyorlar kalbimi sanki. Böyle özlem dolu anlarda canın boğazında olur ya hani. İşte nicedir sabahın bir âmâ zamanı uyku uğramamışken henüz, canım boğazımda.

Aşkla sarmalanan ruhumu fobiler yalnız vazgeçmezken, ben yalnızca gitme istiyorum. Gitme bir oda uzağıma sen. Gidersen eriştiremem çığlıklarımı ben sana. Suskunca erir, yok olurum kandillerin yakıldığı Eylül akşamlarında.

Gitme. Kapı eşiğimde her gece gölgen bari vazgeç kalsın. Senden gelecek bir huzurlu uyku terk etmesin beni. Kendime yapacağım her yolculuğun sonu kavuşsun bir güneşli sabaha.

Gitme, çok beğendim ben seni…

Damla Karakuş

, , , , , , ,

296 kez görüntülendi, 1 kişisi bugün görüntüledi.

  

Yorum Yaz